Resulullah (s.a.v), Fil yili Rabi’ul Evvel ayinin on yedisinde (M.570’de) Cuma günü safak vakti Mekke sehrinde dünyaya geldi.(1) Resulullah (s.a.v)’in degerli babasi, Abdullah bin Abdulmuttalip bin Hasim bin Abdumenaf’dir. Degerli annesi ise Veheb bin Abdumenaf’in kizi Amine’dir. Görüldügü gibi her iki sahsiyetin akrabalik bagi Abdumenaf’da birlesiyor.

Hz. Peygamber’in mübarek ismini Ilahi emir geregi Muhammed, (2) künyesini ise Ebu’l Kasim (3) koyuyorlar.

Imam Bakir (a.s) buyurmuslardir ki, Hz. Peygamber dogumunun yedinci günü Hz. Ebu Talib, Hazretin dünyaya tesrifinden dolayi bir kurban keser ve akrabalarini misafirlige davet ederek söyle der: "Bu Ahmed’in akikasidir.” Misafirler; “Onun ismini neden Ahmed koydun?” diye sorduklarinda, ise Ebu Talib; “Yer ve gök ehlinin övgüsünden dolayi onun ismini Ahmed koydum.” der.(4) Iste bundan dolayi Hz. Emir-ul Mü’minin Ali (a.s), Hz. Resulullah (s.a.v)’in iki ismi bulunan peygamberlerden oldugunu söylemistir.(5)

Peygamber (s.a.v) henüz daha dünyaya gelmeden babasini kaybetti; (6) dünyaya geldikten sonra da onu süt emmesi için Halime-i Sadiyye’ye emanet ettiler. Ibn-i Sad’in yazdigina göre, Halime Hazreti kucagina alir almaz dösü sütle doldu; öyle ki, Peygamber ve Halime’nin açliktan uyumayan çocugu da o sütten doydular.(7)

Peygamber (s.a.v) üç yasina kadar annesi Amine’nin de gözetimiyle süt annesi Halime’nin yaninda kaldi, daha sonra Mekke sehrine getirilerek annesine teslim edildi.

Peygamber (s.a.v) alti yasinda iken annesi Amine ve bakicisi Ümmi Eymen’le birlikte akrabalarini görmek için Medine’ye giderler. Bir ay Medine’de kaldiktan sonra Mekke’ye dönüste, Ebva denen yere (Cuhfe’den 37 km. uzak) ulastiklarinda Hazretin degerli annesi vefat eder ve orada defnedilir. Ümmi Eymen Hz. Peygamber’i Mekke’ye getirir ve ceddi Abdulmuttalib’e teslim eder. Böylece Abdulmuttelib Hazretin sorumlulugunu üstlenmis olur.(8) Ama iki yil sonra Abdulmuttalib de dünyadan göçer.(9) Onun vasiyeti geregince de, Hz. Ebu Talib kardesi oglu Hz. Muhammed (s.a.v)’in sorumlugunu üstlenir.(10)

Ibn-i Abbas’in naklettigine göre, Ebu Talib Hz. Peygamber ile öyle ilgileniyordu ki, gece ve gündüz ondan bir an olsun ayrilmiyordu, onu kendi yaninda yatiriyor ve onun hakkinda kimseye güvenmiyordu.(11)

Hz. Resulullah (s.a.v) on iki yasinda iken (12) Ebu Talib’le birlikte Sam’a yolculuga çikarlar. Bu yolculukta Buheyra isminde bir rahiple karsilasirlar. Buheyra, Hiristiyan alimlerinin en bilginlerindendi. Hz. Peygamber’i görür görmez, O’nun ahir-uz zaman Peygamberi oldugunu hemen anlar ve Ebu Talib’e dönüp söyle der: “Önceki semavi kitaplarda bu gencin peygamberligiyle ilgili haber vardir.(13)

Hz. Resulullah (s.a.v), erginlik çagina kadar Hz. Ebu Talib’in evinde kalilar ve ahlak, yigitlik, halkla geçinmek ve emanete riayet etmek bakimindan öyle bir yüce ahlak ve erdemlilik sergilerler ki halk ona “Emin” lakabini takarlar.(14)

Hz. Resulullah (s.a.v) yirmi yasinda iken “Hilf-ul Fodul” antlasmasina katilmistir. Bu antlasma, Beni Hasim, Beni Zühre ve Beni Temim arasinda yapilan insani degerleri önemseyen bir anlasma idi. Bu antlasma geregince mazlumlarin haklari zorbalardan alinacak ve gereken yardimlar onlardan esirgenmeyecekti.(15)

Hz. Hatice asaletli ve serveti olan bir kadindi. Hz. Hatice erkekler vasitasiyla ticaretle ugrasiyordu. Resulullah,in dogru konusan ve emin biri oldugunu ögrenince, Hazrete, kölesi Meysere ile birlikte ticaret yapmak için Sam’a gitmesini ve diger tacirlerden daha fazla pay almasini önerdi. Hz. Resulullah (s.a.v) Hatice’nin bu önerisini kabul ederek onun mali ile Sam’a dogru yola çiktilar. O memlekette mallarini satip islerini bitirdikten sonra Mekke’ye döndüler. Mekke’de de oradan getirdikleri mallari satip öncekilere oranla iki kat veya daha fazla kar elde ettiler. Üstelik Meysere de yol boyunca Resulullah’dan gördügü hareket ve davranislari Hatice’ye anlatti.

Bunun üzerine, Hatice, birisi vasitasiyla Resulullah’a söyle bir mesaj gönderdi: “Ey amca oglu, aramizda akrabalik bagi oldugundan kavmin arasinda yüce seref ve nesebe sahip bulundugundan, güvenilir, iyi huylu ve dogru konusan oldugundan dolayi seninle evlenmeye gönüllüyüm.”

Hatice’nin bu evlenme teklifi öyle bir zamanda oldu ki, Hatice o zamanlar nesep açisindan en köklü, seref ve mal bakimindan da bütün kadinlarin en üstünü idi; herkes onunla evlenmek istiyordu, ama o hiç kimseyi kabul etmiyordu.(16)

Resulullah (s.a.v) Hz. Hatice’nin bu evlenme teklifini kabul ederek amcalarini onu istemeye gönderir ve böylece bu mübarek vuslat gerçeklesmis olur .(17)

Resulullah (s.a.v) evlendigi zaman yirmi bes yasinda idiler. (18) Ibn-i Abbas ve bir grup diger bilginlerin sözüne göre, Hz. Hatice de yirmi sekiz yasinda idi.(19)

Hz. Peygamber (s.a.v)’in Hz. Hatice ile evlenmesinden ikisi erkek, dördü kiz olmak üzere toplam alti çocugu olmustur. Erkeklerin isimleri: Kasim ve Tahir; kizlarin isimleri ise Ümmi Gülüsüm, Rukayye, Zeynep ve Fatima’dir.(20)

Hatice-i Kübra (a.s) Resulullah (s.a.v) ile ortak yasantisinda çok fedakarliklar yapmistir. O, bütün mal ve servetini aziz esinin ihtiyarina birakmis ve bütün kadinlardan önce Hz. Resulullah’a iman etmistir. Resulullah (s.a.v) onun hakkinda söyle buyurmustur:

“O, insanlar kafir oldugunda bana iman etti, halk beni tekzip ettiginde o beni tasdik etti, halk beni mahrum biraktiginda o kendi maliyla bana yardimda bulundu.”(21)

Hz. Resulullah’in yasantisinin en hassas dönemi, 40 yasina girdigi dönemdir. Zira Hazret bu yasta Receb’in 27. günü (M. 610) peygamberlige seçilmistir.(22) O zamandan itibaren üç yil boyunca halki gizlice Islam’a davet etmistir. (23) Hz. Resulullah’a ilk iman eden Emir-ul Mü’minin Hz. Ali olmustur. (24) Ondan sonra da Hz. Hatice iman etmistir.

Bi’setin üçüncü yilinda Resulullah (s.a.v), halki açikça Islam’a davet etmeye mamur kilindi. Bu emir geregi önce kendi yakinlarini misafirlige davet edip onlara söyle buyurdu:

“Allah Teala beni, sizi O’na davet etmeye emretmistir. Içinizden kim beni tasdik edip, bu iste bana yardimci olursa, sizin aranizdaki kardesim, vasim ve halifem olacaktir.” (25)

Teberi’nin yazdigina göre, bu toplantida Hz. Ali, Peygamber’e yardimci olacagini ilan eden tek sahis oldu. Peygamber (s.a.v) de oradakilere söyle buyurdu:

“Bilin ki, bu sahis, benim sizin aranizdaki kardesim, vasim ve halifemdir; onun sözlerini dinleyin ve emirlerine itaat edin.” (26)

Resulullah (s.a.v) akrabalarini Islam’a davet ettikten sonra, halkin da putlarini birakip sadece Allah’a ibadet etmelerini istedi. Bu söz onlara çok agir geldi; az bir grup hariç, hepsi Hazretle düsman olmaya basladilar. O kritik anda, Mekke’nin büyügü ve Peygamber’in amcasi olan Hz. Ebu Talib, kardesi oglunun yardimina kostu ve onu yalniz birakmayacagina dair yemin etti.(27) Gerçekten öyle de yapti. Hz. Ebu Talib, hayatta oldugu müddetçe Kureys, Hz. Peygamber’i fazla incitemedi.

Kureys büyükleri, Hz. Ebu Talib’in varligiyla Hz. Peygamber’i tam baski altina alamadiklarini görünce, yeni Müslüman olanlari eziyet ve iskence etmeye basladilar. Peygamber (s.a.v), Müslümanlarin Kureys’in zulüm ve eziyetinden kurtulmalari için onlara Habesi’ye hicret etmeleri için izin verdi.

Bi’setin altinci yilinda, Mekke müsrikleri, Peygamber (s.a.v)’i öldürme karari aldilar. Bu yüzden Hz. Muhammed (s.a.v)’i kendilerine teslim etmedikçe, Beni Hasim’le muamele yapmayacak ve onlardan evlenmeyeceklerine dair kendi aralarinda bir antlasma imzaladilar. Bu antlasmayi bir deri sayfaya yazip Ka’be’nin duvarina astilar. Beni Hasim de canlarini korumak için Peygamber (s.a.v) ile “Si’b-i Ebu Talib” deresine sigindilar; üç yil boyunca orada kaldilar. Üç yil sonra Allah Teala Peygamberine, antlasmayi “Allah” lafzi hariç, karincalarin yedigini haber verdi. Hz. Ebu Talib bu haberi Kureyslilere iletti ve onlara; “Eger Muhammed’in söyledikleri dogru çikarsa ne yaparsiniz?” diye sordu. Onlar da: “Artik el çekeriz” dediler. Kureysliler Ka’be’ye gidip oraya astiklari antlasmanin “Allah” lafzi hariç karincalar tarafindan yenildigini görünce, kendi antlasmalarindan vazgeçtiler. Bi’setin onuncu yilinda vuku bulan bu olay neticesinde Mekke halkindan bir çok kimseler Islamiyet’i kabul ettiler. Böylece Beni Hasim Si’bi Ebu Talib’den disari çikabildi.(28)

Peygamber (s.a.v) bi’setin onuncu yilinda iki büyük yardimcisi olan Hz. Ebu Talib ve Hz. Hatice’yi kaybetti, (29) bu iki büyük sahsiyetin ölümü Hazrete çok agir geldi, bundan dolayi o yilin ismini “Hüzün Yili” koydu.(30)

Imam Zeyn’ul- Abidin (a.s) söyle buyurmustur:

“Resulullah (s.a.v), Ebu Talib ve Hatice’yi kaybettiginde artik Mekke’de kalmasi güçlesmisti... Allah Teala bundan dolayi Hz. Peygamberin, Mekke’de yardimcisi olmadigindan orayi terk edip Medine’ye dogru hareket etmesini emretti”(31)

Hz. Ebu Talib dünyadan göçtükten sonra Kureysin peygambere eziyeti gittikçe fazlalasti, Hazrete defalarca ihanet edip O’nun canina kiymak istediler. (32)

Mekke müsrikleri, bi’setin on üçüncü yili “Dar’un Nedve” denilen bir yerde toplanip Hz. Peygamberi öldürme karari aldilar. Bu karara göre çesitli kabilelerden olusan gençler hep birlikte Hazrete saldiracak ve kimin tarafindan öldürüldügü bilinmeyecekti. (33)

Hz. Peygamber (s.a.v), Ilahi vahiyle bu komplodan haberdar oldu ve geceleyin Mekke’den ayrilarak Medine’ye dogru yola çikti. Emir’ul- Mü’minin Hz. Ali de Peygamber (s.a.v)’in canini korumak için O’nun yataginda yatti. (34)

Peygamber (s.a.v), Rabi-ul Evvel ayinin ilk günü Mekke’den ayrildi ve ayni ayin on ikinci günü Medine’nin yakinlarinda olan “Kuba” denilen yere vardi ve orada yaklasik on gün Hz. Ali’yi bekledi. (35)

Bu müddet içerisinde de Kuba camisini yaptirdi. Daha sonra Hz. Ali’nin gelmesiyle Medine’ye tesrif buyurdular .

Hz. Peygamber’in hicreti ardindan Mekke Müslümanlari da yavas-yavas Medine’ye hicret etmeye basladilar. Peygamber (s.a.v), Muhacir ve Ensar (Medine halki) arasindaki samimiyet bagini güçlendirmek için onlarin aralarinda kardeslik bagi olusturdu.

Peygamber (s.a.v), bu tesebbüsü ile Medine’de Islami bir toplum olusturmus ve Muhacirlere yardim için de uygun bir zemin hazirlamisti.

Bu küçük Islam toplumunun kurulusundan daha on dokuz ay geçmemisken Müslümanlarla Mekke müsrikleri arasinda savas atesi tutustu. Ilk önemli savas Bedir savasi idi, onun pesi sira Uhud, Handek, Hayber,Tebuk vb....savaslar da vuku buldu.

Peygamber (s.a.v)’in savaslari iki çesittir; birincisi, kendisinin katildigi savaslardir, bu savaslara “Gazve” denilir. Digeri ise kendisinin katilmadigi savaslardir, bu savaslara da “Seriyye” deniliyor. Gazvelerin sayisinin 28, seriyyelerin sayisinin ise 38 tane oldugunu söylemislerdir. (36) Bunca savas, dokuz yildan az bir zamanda vuku bulmustur.

Bu gazve ve seriyyeler, Müslümanlarin Hicaz topraklarinda azamet ve güçlerinin asikar olmasina ve bir çok Arap kabilelerinin Hz. Peygamberle baris antlasmalari imzalamalarina sebep oldu.

Bu antlasmalarin en önemlisi, Hudeybiye antlasmasi idi. Hz. Peygamber bu antlasmayi, hicretin altinci yilinda Mekke müsrikleriyle yapti. Bu antlasma, Hicaz topraginda nispi bir emniyet ve huzurun olusmasina yol açti ve diger topraklarda da Islam’in yayilmasina ortam hazirladi.

Peygamber (s.a.v), hicretin yedinci yilinda Islam’in genis bir sekilde yayilmasini saglamak için bir çok mektuplar yazmis ve bu mektuplari Iran, Rum, Habes, Misir, Yemame, Bahreyn vb. ülkelerin kirali ve padisahlarina göndererek kendi mesajini onlara iletmistir. (37) Hazret bu mektuplarda onlari Islam’a davet ediyordu. Bu vesileyle Hz. Peygamber’in cihani risaleti dünyanin her tarafina bildirilmis ve böylece Islam’in mesaji uzak memleketlere de ulasma imkanini bulmustur.

Hicretin sekizinci yilinin Ramazan ayinda Mekke sehri Peygamber tarafindan fethedildi. (38) Resulullah (s.a.v) ordusuyla birlikte savasmaksizin Mekke sehrine girdi, ilk tesebbüsünde Mekke halkinin hepsini affetti ve Kabe’de bulunan üç yüz altmis putu oradan temizledi (39) ve sonra minbere çikip söyle buyurdu:

“Ey insanlar! Allah Teala cahiliyye tekebbürünü ve atalarla övünmeyi sizin aranizdan temizledi. Bilin ki siz Adem’densiniz, Adem de balçiktandir. Bilin ki, Allah’in en iyi kullari O’ndan korkan ve günah islemeyendir.” (40)

Resulullah (s.a.v), Mekke’de kisa bir müddet kaldiktan sonra Medine’ye dogru hareket etti. Bir kaç aydan sonra, Rum ordusunun Islam ülkelerine saldirip o topraklarda ilerlemeyi amaçladiklarini ögrendi. Hazret bu haberi ögrenir ögrenmez Islam ordusunun, Rum ordusuna karsi koymak için Sam sinirlarina dogru hareket etmelerini emretti, kendisi de ordunun komutanligini üzerine aldi. Uzun bir mesafeyi kat ettikten sonra, Hicretin dokuzuncu yilinin Saban ayinda Sam sinirinda bulunan Tebuk topraklarina ulastilar. Ama Rumlulardan hiçbir eser yoktu. Çünkü Rum ordusu, Hz. Peygamber’in komutanligindaki Islam’in güçlü ordusunun hareketinden haberdar olmus ve Müslümanlar karsisinda yenilgiye ugramak korkusundan aldiklari kararlarindan vazgeçmislerdi.

Resulullah (s.a.v) düsman tehlikesinin olmadigini görünce, ordunun Medine’ye dönmesini emretti. “Tebuk” ismiyle meshur olan bu gazve, Hz. Peygamber’in en son gazvesi sayilmaktadir.

Hz. Peygamber (s.a.v)’in Hicaz topraklarindaki en fazla muvaffakiyet elde ettigi yil, hicretin dokuzuncu yilidir. Çünkü o yilin hac merasiminde müsriklerden beraat ilan edildi. (41) Bu önemli mesele, Kurban Bayraminda Emir’ul- Mü’minin Hz. Ali (a.s) vasitasiyla düsmanlara duyuruldu ve onlara, Islam’a karsi tavirlarini belirlemeleri için dört ay mühlet verildi. Bu beraatin ilani neticesinde çesitli kabilelerin elçileri Medine’ye dogru akin etmeye basladilar. Hepsi Hz. Peygamber’in huzuruna gelip Islam’i kabul ettiklerini veya Islam’in siginaginda yasamalari için cizye ödemeye hazir olduklarini ilan ettiler.

O yil çok fazla elçinin Medine’ye akin etmesinden dolayi o yila “Amm’ul- Vefud” (elçiler yili) ismini vermislerdir. Böylece puta tapma adet ve gelenegi Hicaz topragindan silinmis ve yerine tevhit dini yerlesmistir.

Resulullah (s.a.v), hicretin onuncu yilinda hac amellerini yapmak için Mekke’ye yolculuk yapmaya hazirlandi. Müslümanlar da bu haberi duyunca, hac amellerini dogru bir sekilde kamil olarak ögrenmek için yolculuga hazirlandilar. Resulullah (s.a.v) Zilkade ayinin sonuna dört gün kala Medine’den ayrildi, Zilhacce’nin dördüncü günü ise Mekke’ye vardi. (42) Hac amellerini yaptiktan sonra Müslümanlarla birlikte o sehirden ayrildi ve Medine’ye dogru yola koyuldu. Yüz yirmi bin civarinda olan hac kervani “Cuhfe” denilen yere yetistiginde, Hz. Peygamber tarafindan kervanin durdurulmasi emredildi. Hazret namazini kildiktan sonra Gadir-i Hum kenarinda bir hutbe okudu sonra Hz. Ali’nin elinden tutarak yüksek bir sesle söyle buyurdu:

“Ben kimin mevlasi (efendisi) isem Ali de onun mevlasidir. Allahim, ona yardim edene sen de yardim et, onu yalniz birakini sen de yalniz koy...” (43)

Bu vakia, Zilhacce’nin on sekizinci günü vuku buldu. Hz. Peygamber’in halife tayin etme isi bir kaç defa çesitli yerlerde tekrarlanmistir.

Hz. Peygamber (s.a.v) Haccet’ul- Veda yolculugundan sonra, ömrünün son günlerini yasiyordu, nihayet hicretin on birinci yili Sefer ayinin yirmi sekizinde fani dünyadan ayrilip ebedi yurda göç etti. (44)

Peygamber (s.a.v)’in Hatice’den alti çocugu vardi, onlarin isimlerini daha önce zikrettik. Mariye’den de Ibrahim isminde bir oglu vardi. Hazretin, Fatima (a.s) hariç bütün evlatlari kendi hayati döneminde vefat ettiler. (45) Hz. Peygamber’in nesli, Hz. Fatima’dan devam etti.



HZ. PEYGAMBER’LE ILGILI KISSALAR

1- Iki Melegin Haline Gülüyorum

Bir gün Resulullah (s.a.v) gülümseyerek göge bakiyordu, bir adam Hazretin gülmesinin sebebini sorunca, Resulullah (s.a.v) söyle buyurdular: “Evet göge bakiyordum, iki melegin hali beni güldürdü, onlar kendi yerinde ibadetle mesgul olan mü’min bir kulun gece gündüz yaptigi ibadetlerinin mükafatini yazmalari için yeryüzüne indiler, fakat onu, hasta oldugundan dolayi ibadetgahinda bulamayinca, göge çikip, Hak Teala’ya söyle arz ettiler: “Ey Rabbimiz! Biz o mü’min kulun ibadetini yazmak için her zamanki gibi onun ibadetgahina gittik, fakat onu orada bulamadik, hastalik yatagina düsmüstü.”

Allah Teala, o meleklerin cevabinda söyle buyurdu: “O mü’min kul, hastalik yataginda oldugu sürece, her gün ibadetgahinda oldugu zaman ona yazdiginiz her günün sevabi miktarinca ona sevap yazin. Hastalik yataginda oldugu müddetçe onun hayir amellerinin mükafati bana aittir; onun mükafatini ben verecegim.” (46)

2- Sirayi Riayet Edin

Hz. Ali (a.s) söyle buyuruyor: “Bir gün Hz. Resulullah (s.a.v) ayaklarinin üzerine yorgan örtmüs ve istirahata çekilmisti. Bu arada Hasan su istedi. Resullullah (s.a.v) hemen yerinden firladi ve devemizden bir kaba biraz süt sagip onu Hasan’a (a.s) verdi. Bunu gören Hüseyin (a.s) yerinden firlayip sütü almak istedi. Ama Resulullah (s.a.v) ona mani olup sütü Hasan’a verdi. Bu arada durumu seyretmekte olan Fatime: “Ya Resulellah! Güya Hasan’i daha çok seviyorsun” dedi. Resulullah cevaben buyurdular ki: “Hayir öyle degildir. Benim Hasan’i savunmamin sebebi, öncelik onun hakki oldugu içindir. Çünkü O, daha önce su istemisti, sirayi riayet etmek gerekir. Yoksa kiyamet günü ben, sen, bu ikisi ve su yerde yatan (Ali) hepimiz bir mekanda olacagiz” buyurdu. (47)

3- Rahmetmeyene Rahmolunmaz

Ebu Hureyre dedi ki: Resulullah (s.a.v)’in huzurunda bulunuyorduk. Bu arada Hazret durmadan henüz küçük yasta olan Hasan ve Hüseyin’i öpüyordu. Hazret’in bu hareketini gören Uyeyne: “Ya Resulullah (s.a.v), benim on çocugum vardir. Ben simdiye kadar onlarin hiçbirini asla öpmemisim” dedi. Hazret bu sözü duyunca çok sinirlendi, öyle ki çehresinin rengi degisti ve: “ Kim rahmetmezse, ona rahmolunmaz; eger Allah rahmeti kelbinden almissa, benim sana yapacak bir seyim yoktur; kim, küçüklerimize rahmetmez, büyüklerimizi de saymazsa, o bizden degildir” (48) buyurdu.

4- Resulullah (s.a.v)’in Aglamasi

Resulullah (s.a.v) Ümmi Seleme’nin evinde bulundugu bir gece yarisi uykudan kalkip evin karanlik bir kösesinde dua ve aglamakla (Allah’a yalvarip yakarmakla) mesgul oldu. Ümmi Seleme, Resulullah (s.a.v)’i yataginda görmeyince, kalkip onu aramaya koyuldu. Bir de bakti ki Resulullah (s.a.v), evin karanlik bir kösesinde durup ellerini göge kaldirmis, aglayarak Allah’a söyle yalvarip yakariyor:

“Allah’im! Bagisladigin nimetleri benden esirgeme. Beni, düsmanlarin gülmüs vesilesi kilma, kiskançlari bana musallat etme.

Allah’im!Beni kurtardigin kötülük ve çirkinliklere geri çevirme.

Allah’im! Beni hiçbir zaman ve hiçbir an kendi basima birakma; kendin beni her seyden ve her afetten koru.”

Ümmi Seleme Resulullah (s.a.v)’in bu durumunu görünce, aglayarak kendi yerine döner. Resulullah (s.a.v) Ümmi Seleme’nin aglama sesini duyunca, ona dogru gidip aglamasinin sebebini sorur.

Ümmi Seleme:

“Ya Resulellah! Senin aglaman beni aglatti. Sen neden agliyorsun? Siz Allah katinda olan onca büyük makam ve yakinliginiza ve Allah’in geçmis ve gelecek bütün kusurlarinizi affetmesine ragmen Allah’tan böyle korkuyor, sizi düsmanlarin gülüs vesilesi kilmamasini, kurtardigi kötülük ve çirkinliklere geri çevirmemesini, bir an bile kendi basiniza birakmamasini istiyorsunuz, o halde vay bizim halimize!” der.

Resulullah (s.a.v) onun cevabinda:

“Nasil korkmayayim, nasil aglamayayim, nasil kendi akibetimden endiselenmeyeyim, nasil kendi makam ve mevkime güveneyim! Oysaki Allah Teala, Hz. Yunus’u bir an kendi haline birakti ve onun basina, gelmemesi gereken seyler geldi!”buyurur.(49)

5- Allah Beni Zulmetmek Için Göndermemistir

Emir-ül Mü'minin Hz. Ali (a.s) söyle buyurmustur: "Bir Yahudi'nin Resulullah (s.a.v)'den bir kaç dinar alacagi vardi, Hazret'ten o parayi istedi. Resulullah (s.a.v); "Ey Yahudi! Simdi yanimda sana verecek bir param yoktur." buyurdu. Yahudi; "Ey Muhammed! Parami vermedikçe senden ayrilmayacagim!" dedi. Resulullah (s.a.v) cevaben; "Bu durumda ben de seninle birlikte otururum!" buyurdular.

Resulullah (s.a.v) onunla birlikte oturdu; öyle ki ögle, ikindi, aksam, yatsi ve sabah namazlarini da orada kildi. Resulullah (s.a.v)'in ashabi o Yahudi'yi tehdit etmeye basladilar. Resulullah (s.a.v) onlara bakip söyle buyurdu: "Onunla ne isiniz vardir?" Ashap: "Ey Resulullah! Bu Yahudi seni hapsetmistir!" Resulullah (s.a.v) onlarin cevabinda; "Allah Teala beni, bir zimmi veya baska birisine zulüm yapmak için mebus etmemistir." buyurdular.

Gün yükseldiginde o Yahudi adam söyle dedi: "Allah'tan baska bir ilah olmadigina ve Muhammed'in de O'nun kulu ve elçisi olduguna sehadet ediyorum; malimin bir satri (yarisi) Allah yolu içindir. Allah'a andolsun ki, sana karsi böyle davranmam, sirf senin Tevrat'taki vasfini sende görmem içindi. Ben senin Tevrat'taki vasfini okumustum. Onda söyle yazilmisti: "Abdullah oglu Muhammed Mekke'de dünyaya gelecektir, Teybe'ye (Medine'ye) hicret edecektir, sert ve kati kalpli degildir, sövüs etmez ve çirkin söz agzina almaz." Ben Allah'tan baska bir ilahin olmadigina, senin de O'nun elçisi olduguna sehadet ediyorum. Bu benim malimdir, Allah nerede emretmisse, onu orada harca." (50)

6- Âmanin Yaninda Hicabi Korumak!

Ümmi Seleme söyle diyor:

Peygamber (s.a.v)’in huzurunda idik. Meymune isminde olan hanimlarindan birisi de orada idi. Bu esnada âma (kör) olan Ibn-i Ümmi Mektum Resulullah’in huzuruna geldi. Resulullah (s.a.v) bana ve Meymune’ye: “Ibn-i Ümmî Mektum’un karsisinda hicabinizi (kendinizi) koruyun.” buyurdu.

“Ya Resulullah! O âma degil midir, hicapli olmamizin ne anlami vardir?” dedigimizde de söyle buyurdular:

“Siz de mi körsünüz? Siz onu görmüyor musunuz?”(51)

7- Kötü Ahlak Kabir Azabina Sebep Olur

Imam Sadik (a.s) söyle buyuruyor:

“Sa’d bin Muaz’in ölüm haberini Resulullah (s.a.v)’e verdiklerinde, Hazret kalkip ashabiyla birlikte onun evine gittiler. Resulullah’in emri ile Sa’d’a gusül verdiler. Gusül islemi bitinceye kadar Hazret kapi önünde ayakta bekledi. Gusül, henut ve kefenleme isleminden sonra onu bir tabuta birakip defnetmek için kabristana götürdüler.

Cenazeyi tesyi ederken Hz. Resulullah (s.a.v) ayak yalin ve abasiz olarak hareket ediyordu, kabrin yakinina ulasana dek bazen tabutun sag bazen de sol tarafini tutuyordu. Hz. Resulullah (s.a.v)’in bizzat kendisi kabrin içine girip cenazeyi kabre birakti; tas, tugla ve diger seylerin getirilmesini emretti. Bizzat kendisi iyice cenazenin üzerini kapatiyor ve: “Ben onun yakinda çürüyecegini biliyorum; ama Allah, kulu bir is yaptiginda onu saglam yapmasini sever” buyuruyordu. Daha sonra mübarek elleriyle onun üzerine toprak döküp, güzelce mezarini düzlediler.

Bu esnada Sa’d’in annesi kabrin kenarina gelerek: “Ey Sa’d ! Cennet sana kutlu olsun” dedi.

Hz. Resulullah (s.a.v) bu sözü ondan duyar duymaz söyle buyurdular ki: “Ey Sa’d’in annesi !Sus! Allah’dan taraf bu kadar kesin ve yakin ile konusma. Simdi Sa’d kabir azabina duçar olmustur ve bundan dolayi eziyet görmektedir.”

Daha sonra Hazret orada bulunanlarla birlikte mezarligi terkedip, geri döndüler. Bu arada halk Hazrete: “Ya Resulellah ! Sa’d için yaptigin isleri, simdiye kadar hiç kimseye yaptigini görmedik. Ayak yalin, abasiz onun cenazesini tesyi ettiniz; tabutun bazen sag bazen de sol tarafindan tutuyordunuz !” dediler.

Hz. Resulullah (s.a.v) onlara:

“Melekler de abasiz ve ayakkabisiz idiler; ben de onlara uydum” cevabini verdi. Halk: “Bazen tabutun sagindan, bazen de solundan tutuyordunuz” dediler. Hazret: “elim Cebrail’in elinde oldugundan dolayi o tabutun neresinden tutuyorduysa, ben de o tarafindan tutuyordum” buyurdu.

Halk bu sözleri duyunca:

“Ya Resulellah ! Sa’din cenazesine gusül verilmesini emrettiniz, bizzat kendiniz ona namaz kildiniz, mübarek ellerinizle onu kabre biraktiniz, kabri kendi elinizle düzelttiniz, bütün bunlara ragmen, yine de: “Kabir Sa’d’i sikti” buyurdunuz.

Hz. Resulullah (s.a.v) cevaben: “Evet, kabir azabina duçar oldu. Çünkü o, evinde kötü ahlakli idi, kabir azabi bundan dolayi idi” buyurdular. (52)

8- Bereketli On iki Dirhem

Hz. Ali (a.s), Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.v) tarafindan bir gömlek almak için pazara gitmekle görevlendirilir. Hz. Ali (a.s) pazara gidip on iki dirheme bir gömlek alarak eve döner. Bu arada Hz. Resulullah (s.a.v) ile Hz. Ali (a.s) arasinda söyle bir diyalog geçer:

Hz. Resulullah (s.a.v): “Bu gömlegi kaça aldin?”

Hz. Ali: “On iki dirheme.”

Hz. Resulullah (s.a.v): “Bu gömlegi pek sevmedim, bundan daha ucuzunu istiyorum. Acaba satici bunu geri almaya hazir olur mu?”

Hz. Ali (a.s) diyor; bunun üzerine, gömlegi alip çarsiya döndüm, Hz. Peygamber’in istegini saticiya ilettim, satici da kabul etti. Parayi alip Hz. Peygamber (s.a.v)’in yanina döndüm. Bir gömlek almak için Hz. Resulullah (s.a.v) ile birlikte pazara dogru hareket ettik. Yolun yarisinda Hz. Resulullah (s.a.v)’in gözü, aglayan bir cariyeye ilisti. Hz. Resulullah (s.a.v) onun yanina gidip; “Neden agliyorsun?” diye sordu. Cariye: “Ev sahibi bana dört dirhem verdi, bir seyler almak için beni çarsiya gönderdi. Fakat ben parayi nasil kaybettigimi bilemiyorum, simdi eve dönmekten korkuyorum” dedi.

Hz. Resulullah (s.a.v) on iki dirhemden dört dirhemi cariyeye verdi ve; “Istedigin seyleri al ve eve dön” buyurdular.

Hz. Resulullah (s.a.v) da Allah’a sükredip pazara dogru hareket etti; pazardan dört dirheme bir gömlek alip giydi, Allah’a hamdederek eve dogru yola koyuldu. Bu arada yol üzerinde bir çiplagi görünce, gömlegini çikarip ona verdi ve tekrar çarsiya geri döndü, geriye kalan dört dirheme bir gömlek alip giydi ve eve dogru hareket etti. Yolun yarisinda yine ayni cariyeyi üzüntülü ve saskin bir halde gördü. Bunun üzerine; “Neden evinize gitmedin?” diye sordu.

Cariye: “Ya Resulellah ! Gecikmisim, beni dövmelerinden korkuyorum” dedi.

Resulullah: “Gel birlikte gidelim, evinizi bana göster ben suçundan geçmeleri için araci olurum” buyurdu.

Hz. Resulullah (s.a.v) o cariye ile birlikte yola koyuldu. Evlerine yetistiklerinde cariye; “Iste bu bizim evdir” dedi.

Hz. Resulullah (s.a.v) kapinin arkasindan yüksek bir sesle; “Ey ev sahibi! Selam’un- aleykum” diye seslendi; ama bir cevap gelmedi. Hazret ikinci kez selam verdi, yine bir cevap duyulmadi. Üçüncü kez bir daha selam verdiginde, “Aleyke’s- selam ya Resulellah ve rahmetullahi ve berekatuh” diye cevap verdiler.

Hz. Resulullah (s.a.v): “Neden ilk ve ikinci defada cevap vermediniz? Acaba benim sesimi duymadiniz mi?” buyurdular.

Ev Sahibi: “Hayir, ilk defasinda duyduk, senin oldugunu bile anladik” dedi.

Hz. Resulullah (s.a.v): “ Öyleyse neden geç cevap verdiniz?”

Ev sahibi: “Senin sesini bir kaç defa duymak istedik.”

Hz. Resulullah (s.a.v): “Sizin bu cariyeniz gecikmistir, onu muahaza etmemeniz (cezalandirmamaniz) için size rica etmekten ötürü buraya geldim.”

Ev sahibi: “Ya Resulullah! Sizin mübarek ayaginizin hürmetine bu cariye artik simdiden azattir (hürdür).”

Daha sonra Hz. Resulullah (s.a.v) kendi kendisine: “Allah’a sükür, ne de bereketli on iki dirhemdi! Iki çiplagi örttü, bir köleyi de azat etti” buyurdular.(53)

9- Ya Resulellah! Bana Tavsiye Et!

Hz. Ali (a.s) söyle diyor:

Bir sahis Resulullah (s.a.v)’in huzuruna gelerek Hazretin kendisine tavsiye etmesini istedi. Hz. Resulullah (s.a.v) ona söyle tavsiye ettiler:

“Benim sana tavsiyem sudur ki; parçalansan, atese atilip yakilsan bile, Allah’a sirk kosma.

Annene ve babana eziyet etme; eger dünyadan göçmeni bile emretseler öyle yap.

Ihtiyacindan fazla kalan malini dini kardesinin ihtiyarina birak.

Müslüman kardesinle karsilastiginda açik yüzlü ol.

Halka ihanet etme.

Gördügün her Müslümana selam ver.

Insanlari Islam’a davet et.

Bil ki, her sorunu çözmenin (sikintisi olanin sikintisini gidermenin), Hz. Yakub’un ogullarindan bir köleyi azat etmek kadar sevabi vardir.

Bil ki, sarap ve her sarhos edici sey de haramdir.”(54)

10- Yetimler Için Aglamak

Uhud savasinda Islam savasçilarindan çogu sahadete eristi, Hz. Hamza da o savasta sehit düstü, hatta Hz. Peygamber (s.a.v)’in sehit oldugu bile sâyi oldu.

Savas sona erdikten sonra, Medine kadinlari Uhud’a dogru hareket edip Peygamber (s.a.v)’in istikbaline kostular; herkes kendi sehitlerini birakip Hz. Peygamber’i sorup ariyorlardi.

Bu arada Cehs’in kizi Zeynep Hz. Peygamber (s.a.v) ile karsilasti ve aralarinda söyle bir diyalog geçti:

Hz. Peygamber- “Sabirli ve tahammülü ol!”

Zeynep- “Ne için?”

Hz. Peygamber- “Kardesin Abdullah’in sahadetinden dolayi.”

Zeynep- “Sahadet onun için kutlu ve mübarek olsun!”

Hz. Peygamber- “Sabret!”

Zeynep- “Ne için?”

Hz. Peygamber- “Dayin Hamza’nin sahadetinden dolayi.”

Zeynep- “Bizim hepimiz Allah’taniz ve hepimiz O’na dönecegiz, sahadet makami ona mübarek olsun!”

Hz. Resulullah (s.a.v) biraz durduktan sonra Zeyneb’e dönerek söyle buyurdu:

- “Sabirli ol!”

Zeynep – “Simdi ne için?”

Hz. Resulullah - “Esin Mus’ab bin Umeyr’in sahadetinden dolayi.”

Zeynep bu sözü duyunca, can yakici bir sekilde yüksek bir sesle aglayip sizlamaya basladi. Bunu gören Hz. Resulullah: “Hiçbir kimse, kocanin karisinin kalbinde olan yerini alamaz” buyurdu.

Bu arada Zeynep; “Neden kocan için böyle agliyorsun?” diyenlere su cevabi verirdi: “Aglamam kocam için degildir. Çünkü o Peygamber (s.a.v)’in yaninda sahadet makamina erismistir. Beni aglatan çocuklarimin öksüz kalisidir” (55)

11- Dostlarla Müdara

Ebu Hureyre söyle diyor:

Hz. Resulullah (s.a.v) (bir gün) oturduklari halde birden disleri görülür bir sekilde güldüler. Gülmesinin sebebini sordugumuzda söyle buyurdular:

“Ümmetimden iki kisi gelip Allah Teala’nin huzurunda duracaklar; onlardan biri diyecek ki: “Allah’im ! benim hakkimi ondan al!” Allah Teala buyuracak ki: “Kardesinin hakkini ver !” Borçlu adam arz edecek ki: “Allah’im ! Benim iyi amellerimden bir sey kalmamistir (ona verecek dünyevi bir malim da yoktur).” Hak sahibi de diyecek ki: “Ey Rabbim! Öyleyse benim günahlarimdan yüklensin!”

Sonra Hz. Resulullah (s.a.v)’in mübarek gözlerinden yaslar bosanarak söyle buyurdular:

“O gün (kiyamet günü) öyle bir gündür ki insanlar, günahlarinin baska bir kimseye yüklenmesine ihtiyaç duyarlar. Allah Teala hakkini isteyen kimseye söyle buyurur: “Gözlerini çevir, cennete dogru bir bak, ne görüyorsun?” O zaman basini kaldirip güzel nimetleri görünce hayretle; “Allah’im ! Bunlar kimin içindir?” diyecektir.

Allah Teala- “O hakkin degerini bana veren kimse içindir.”

Hak sahibi – “O hakkin degerini kim sana ödeyebilir?”

Allah Teala - “Sen.”

Hak sahibi – “Ben nasil ödeyebilirim?”

Allah Teala - “Ondan geçmenle (hakkini bagislamanla).”

Hak sahibi – “Allah’im ! Ondan geçtim.”

Daha sonra Allah Teala buyuracak ki: “Dini kardesinin elini tut, birlikte cennete gidin !”

Bu esnada Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: “Takvali olun, birbirinizin arasini bulun!” (56)

12- Çaba Veya Zengin Olmak Yolu

Ashaptan birinin durumu çok bozulmustu. Bu arada karisi ona; “Resulullah (s.a.v)’in yanina varip bir sey istesen” dedi. Bunun üzerine o adam bir sey istemek için Hz. Peygamber’in yanina gitti. Hazretin yanina vardiginda Hz. Resulullah (s.a.v) onu görür görmez söyle buyurdular:

“Kim bizden bir sey isterse veririz, kim de ihtiyaçsiz olmaya çalisirsa, Allah onu ihtiyaçsiz kilar.”

Adamcagiz Hz. Resulullah (s.a.v)’in bu sözünü duyunca, kendisinden baskasinin kastedilmedigini anlar ve bir sey istemeden huzurlarindan ayrilir; evine gelip durumu karisina anlatir; ama ihtiyaç onu zorlar ve ikinci kez Hz. Resulullah’in huzuruna varir; fakat Hazret’in yine ayni seyi buyurdugunu görür ve bu olay üç defa tekrarlanir.

Bunun üzerine komsusundan bir balta emanet alip çöle çikar, bir miktar odun toplayip pazara getirir ve odunlarini bir buçuk kilo arpaya satar; elde ettigi arpayi ekmek yaparak ailesiyle birlikte yerler. Ertesi sabah daha fazla odun getirir ve yilmadan bu isine devam eder; ilk önce bir balta satin alir; daha sonra elde ettigi kazançtan iki genç deve ve bir köle alir; böylece durumu düzelip zenginlesir. Daha sonra Hz. Resulullah’in yanina giderek basindan geçen macerayi Hazrete anlatir. Hz. Resulullah (s.a.v) onun sözünü dinledikten sonra ona:

“Demedim mi kim, bizden bir sey isterse ona veririz, kim de ihtiyaçsiz olmaya çalisirsa, Allah onu ihtiyaçsiz kilar?!” buyururlar.(57)







(1) Ikbal’ul- Amal C. 3 S. 121

(2) Kafi C. 8 S. 301

(3) Tabakat C. 1 S. 106

(4) Kafi C. 6 S. 34

(5) Uyun-u Ahbar’ur Riza C. 1 S. 245

(6) Kisas-ul Enbiya-i Ravendi S. 316

(7) Tabakat C. 1 S. 111

(8) Tabakat C. 1 S. 112, 117

(9) Sire-i Ibn-i Ishak S. 68

(10) El- Isabe C. 4 S. 115 Menakib-i Ibn-i Sehrasub C. 1 S. 36

(11) Kemal-ud Din C. 1 S. 172

(12) Tabakat-i Ibn-i Sa’d C. 1 S. 121

(13) Sire-i Ibn-i Ishak S. 73, Sire-i Ibn-i Hisam C. 1 S. 319, Tarih-i Teberi C. 2 S. 32

(14) Tabakat-i Ibn-i Sa’d C. 1 S. 128

(15) Tabakat-i Ibn-i Sa’d C. 1 S. 128

(16) Sire-i ibn-i Ishak S. 81, Tarih-i Teberi C. 2 S. 34

(17) Tarih-i Ibn-i Esir C. 2 S. 40

(18) Misbah-ül Mutahaccid S. 732

(19) Kesf-ul Gumme C. 2 S. 136, Fusul-ul Muhimme S. 147, Ensab-ul Esraf C.1 S. 98 Secerat-uz Zeheb C.1 S. 14

(20) El Hisal C. 2 S. 404, Kurb-ul Esnad S. 9 Tarih-i Yakubi C. 2 S. 340

(21) Istiab C. 2 S. 721, Usd-ul Gabe C. 7 S. 84, El-Isabe C. 4 S. 62 Tezkiret-ul Havas S. 303

(22) Kafi C. 4 S. 149

(23) Kemal-ud Din C. 3 S. 345

(24) Istiab C. 3 S. 1090, 1095

(25) Tarih-i Teberi C. 2 S. 62

(26) Tarih-i Teberi C. 2 S. 62

(27) El- Huccet-ul A’la’z Zahib S. 249

(28) Tarih-i Yakubi C. 1 S. 350

(29) Tabakat C. 1 S. 125

(30) Emta’ul Esma S. 27, Kisas’ul Enbiya S. 317

(31) Kafi C. 8 S. 340

(32) Tarih-i Yakubi C. 1 S. 355

(33) Tarih-i Yakubi C. 1 S. 358

(34) (Tabakat C. 1 S. 228

(35) Kafi C. 8 S. 339

(36) Sire-i Ibn-i Hisam C. 6 S. 18, 19

(37) Sire-i Ibn-i Hisam C. 4 S. 254

(38) Emali-yi Tusi S. 342, Tefsiri-i Ayyasi C. 2 S. 73

(39) Emali-yi Tusi S. 336

(40) Kafi C. 8 S. 246

(41) Tefsir-i Ayyasi C. 2 S. 72

(42) Kafi C. 4 S. 245

(43) Zehair-ul Ukba S. 67, Menakib-i Ibn-i Megazili S. 18

(44) Bihar-ul Envar C. 22 S. 514, 531

(45) Bihar-ul Envar C. 22 S. 151

(46) Bihar’ul Envar C. 22 S. 83

(47) Bihar’ul Envar C. 43 S. 283

(48) Bihar-ul Envar C. 43 S. 282

(49) Bihar-ul Envar C. 16 S. 217

(50) Bihar-ül Envar c. 16 s. 216

(51) Bihar’ul Envar C. 104 S. 37

(52) Bihar’ul Envar C. 6 S. 220

(53) Bihar’ul Envar C. 16 S. 214

(54) Bihar’ul Envar C. 77 S. 136

(55) Bihar’ul Envar C. 20 S. 63

(56) Bihar’ul Envar C. 77 S. 182

(57) Bihar’ul Envar C. 22 S. 128